Ağlatan Kafe – Çeçen Ezgisi | Ahbikan.com Teknoloji & İnternet Günlüğü
Haz
11
2014

Ağlatan Kafe – Çeçen Ezgisi

Yurtdışından bir arkadaşımın kesinlikle bir kez olsun dinlememi önerdiği bu ezgiyi ve hikayesini sizlerle paylaşmak istedim. Bazı platformlarda hikayenin doğruluğu tartışılmış, doğru yada yanlışlığını bir kenara bırakırsak bu ezgi herşeyi gölgede bırakıyor. 5 dakikanızı ayırıp dinleyin derim..

Aglatan Cafe

Sizi müzikle başbaşa bırakayım.. Kulaklarınızın pası silinsin..

Ezgiyi dinlerken hikayeyi duymak isteyenler buyursunlar..

Rivayete göre,

Çevrede sayılan, soylu bir ailenin tek kızının güzelliği ve asaleti dillerde dolaşır, genç delikanlı ise soylu olmayan bir ailenin ikinci oğludur. Cesur, bir o kadar da mert ve savaşçı bir erkektir. Kız ve delikanlı birbirlerine sevdalanırlar. Kızın ailesi bu ilişkiyi onaylamamaktadır. Gencin ailesinin soylu olmadığını gerekçe olarak öne sürerler. Kızın güzelliği tüm ülkede anılmaya başlar ve zamanın rus çarı kızın methini duyar, kızı görmek için köye gelir ve kızı görünce hayran kalır.

Kızın babasından kızı ister, baba şaşkındır, büyüklere haber salınır, herkes ulu kestane ağacının altında toplanır, tartışılmaya başlanır ve sülalenin ileri gelenleri çarın arzusunu kabul edilemez bulur “bir çara verilecek kızımız yoktur!” denir. Ve… çar’a haber salınır; bizde sana verilecek kız yoktur diye… Koskoca çar sinirlenir ve “bu nasıl bir sözdür?” der kabul edilmez bulur. Kızı kaçırmak için yola çıkar.. Genç delikanlı ise olanlardan habersiz aşkı için ağıtlar yakmakta ve kavuşacakları günün hayali ile günleri eksiltmekte, kız ise çaresiz aşkı için her gün ağlamakta ve baba sözü ile aşkı arasında kalmaktan korkup zorlanmaktadır.

Çarın kızı kaçırmak isteyişini haber alan büyükler çareler peşindedirler.. Derken kızı sevdiği delikanlıya vermeyi uygun bulurlar ve çara vermektense “soylu olmasada bir dağlıya gelin etmek” daha iyidir diye düşünürler… Bir an önce düğün hazırlıklarına başlanır, atlılar dört bi yana dağılır, haberler salınır, tüm eller düğünümüz var diye. İki gencin kalbi kavuşacak olmanın heyecanı ile atmaktadır. Düğün günü gelip çatar, dört bir yandan gelen misafirler ağırlanır, eğlenceler başlar… Çar çoktan gelmiş ve pusuda adamları ile hazır vaziyette kollamaktadır her bir yanı… Çarın bir emriyle tüm adamları kızı kaçırmak için düğün meydanını basarlar ve kızı alıp dağa kaçarlar.

Ardından delikanlı peşlerine düşer.. Çarın elinden sevdiğini alacaktır, dinlemez hiçbir söyleneni, aklında tek sevdiği vardır… Kız çaresiz yalvarır bırakmaları için, çar gülerek izin vermeyeceğini söyler. Derken uçurum kenarından geçerken kız “senin olmaktansa ölmeyi yeğlerim” diyerek kendini uçurumdan boşluğa bırakır ve delikanlının geçmekte olduğu yola düşer… Delikanlı koşar, sevdiğinin yerde yatan cansız vücudunu kucaklar ve köye geri döner… Köy matem havasındadır, cenaze hazırlanır ve kızı mezarlığa götürenlerin ardından yürür delikanlı… Ağzında mızıkası ile başlar bir melodi çalmaya. O günden sonra ne genç delikanlıyı gören olur, ne de çarı…

İşte bu melodi eskiden sevdalıların karşılıklı oynadıkları oyunda “biz sevdalıyız, haberiniz olsun!” manasına gelirmiş. şimdilerde oynayanlar anlamını bilmediği içindir ki; dikkat etmeden hızlı oynamaktadır.. Çünkü oyun, hikayesindeki hüzne uyarcasına ağır ve yavaş hareketlerle oynanır.

Son söz : “Oynarken dostlar, iki sevdalı gibi oynayın ki; sizler oynarken o iki sevdalı bedenlerinizde can bulsunlar“.

Gerçekten çok hüzünlü ama bir o kadar da harika bir melodisi var bu ezginin.. Paylaşmak istedim..

Yazar Hakkında:

14 yıllık bilgisayar kullanıcılığının yanında 6 yıldır profesyonel iş hayatında sistem network üzerine çalışan, gelişen teknolojileri ve yenilikleri yakından takip eden kişi..



Fikrini söyle